 |
|
|
 |
| |
Tamamlayıcı tıp\ Akupunktur |
| |
AKUPUNKTUR
Akupunktur vücutta oluşan hastalıkları veya disfonksiyonları ortadan kaldırmak için belirli noktalara iğne batırılarak yapılan bir tedavidir.
AKUPUNKTURUN TARİHÇESİ:
Akupunktur uygulamalarının 5000 hatta 6000 yıl önceye gittiği bilinmektedir ancak elimize ulaşan en kapsamlı kaynak Huang Di Nei Jing'e aittir ve MÖ 200 yılında yazılmıştır. "Sarı İmparator'un İç Hastalıkları Klasiği" adlı kitapta 282 nokta tanımlanmıştır. Akupunktur'un temellerini oluşturan Taoist felsefeden bahseder, birbiri ile uyumlu ama birbirine zıt olarak çalışan iki farklı enerji Yin ve Yang'ı,Beş Element'i, organ ve on iki meridyen sistemini anlatır.Bugün bile geçerliliğini koruyan bilgiler içermektedir.
Suitang hanedanlığı zamanında (581-960) GÇT (Geleneksel Çin Tıbbı)'nın en önemli teşhis metodlarından biri olan nabza bakma teknikleri geliştirildi.
Song Hanedanlığı döneminde (960-1279) tıp ve akupunktur eğitiminde büyük düzenlemeler yapıldı.Wang Weiyi öğrencilere ders vermek amacıyla gerçek insan büyüklüğünde iki heykel yaparak akupunktur noktalarını bunların üzerinde gösterdi.Bu Bronz heykeller günümüzde "Pekin GÇT Koleji Çin Tıp Tarihi Müzesi'nde" görülebilirler. Bu dönemde İmparatorluk Tıp Komiserliği'nde Akupunktur Bölümü kurulmuştur.
Akupunktur uygulamaları Ming Hanedanı (1368-1644) dönemine kadar daha da geliştirildi.Fakat bu dönemde ilaç kullanımı çok ilgi görmeye başladı ve akupunktur geleneksel bir metod olması nedeniyle küçümsenmeye başlandı.17.yy ortalarından sonra Batı dünyasının etkilerinin de Çin'de iyice artmasıyla birlikte Akupunktur unutulmaya başlandı.

Modern Akupunktur'un Gelişimi:
1949'da Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra Akupunktur tekrar büyük bir yükselişe geçti. Kültürel Devrim sırasında (1966-1976) Geleneksel Çin Tıbbı'nın yeni gelişmeler, bilimsel çalışmalar ve batı tıbbı ile entegrasyonu yönünden hızlı bir ilerleme kaydettiği görülmektedir.
Akupunktur'un Avrupa'da tanınmaya başlaması ise 15. yy.a kadar uzamıştır. Batı'da yayınlanan ilk kaynak 1657'de Hollandalı Dr. De Bondt'a aittir. 1683' de ise İngiliz Dr.William Ten Rhyne bir kitap yayınlamıştır.
Fransa'da ise 1950'li yıllarda akupunktur'un tekrar populer olmaya başladığı görülmektedir.
Başlangıçta daha çok vücut akupunkturu olarak uygulanan bu yönteme daha sonra başka teknikler de eklenmiştir.Bunların en yaygın kullanılanı kulak akupunkturu'dur. Çin'liler kulak akupunkturunu bilmelerine rağmen pek fazla kullanmıyorlardı.
1950'lerde Fransız Dr.Nogier'in kulaktan teşhis ve tedavi yöntemi olarak ortaya koyduğu "Aurikulotherapy-Aurikulomedicine" tekniğini yayınlamasından sonra Çin'li doktorlarda kulak akupunkturu ile ilgilenmeye başlamışlardır.
MÖ 4.yy. da Hippokrat'ın kulak kepçesinde belli noktaları kanatarak impotans,başağrısı,hipertansiyon tedavi ettiği hakkında yazılı kaynaklar vardır.
1637'de Portekiz'li Dr.Zaratus Lusitanus tarafından kulakta bir noktanın koterizasyonu ile "siyatalji" tedavi edildiği belirtilmektedir. 1717'de ise
Valsalva kitabında kulakta belli bir alanı koterize ederek "dişağrısı"nı geçirdiğini yazmıştır.
Bugünkü şekliyle Auriküloterapi'nin tanımlanması ve uygulanmasını ise Fransız Dr.Paul NOGİER'e borçluyuz.
Aşağıda bazı önemli çalışmaları sıralanmıştır;
-1951'de kulak kepçesi kullanılarak hastalıkların tedavi -edilebileceğini fark etti.
-1956'da; kulakla fötüs arasındaki ilişkiyi açıkladı.
-1969'da; RAC(refleks auriculo-cardiac) adını verdiği fenomeni açıkladı.
-1976'da; Kulak kepçesinde 7 ayrı frekans alanı tanımladı.
-1980'de "Enerji,Fazlar ve Lateralite" adında bir makale yayınladı.
-1982'de; organizmanın gerek mekanik gerekse elektromagnetik dalgalar karşısındaki reaksiyonlarını fotopersepsiyon tekniği ile kanıtladı.
Akupunktur ve Mikrosistemler:
Mikrosistem tüm vücudun daha küçük bir alanda temsil edilmesi anlamında kullanılmakadır.Projeksiyon alanı organın büyüklüğünden çok fonksiyonlarının fazlalığına göre temsil alanı bulur.
Vücut akupunkturu daha çok enerjetik bir sistem olarak tanımlanırken mikrosistemler informatif sibernetik bir sistem olarak tanımlanmaktadır.( Dr.med.Gleditsch)
Bugün artık pek çok mikrosistem tanımlanmıştır ; kulak,baş, ağız, el, ayak gibi. Bunlar içinde en geçerli kanıtları olan Kulak' tır.
Dr.Gleditsch mikrosistemlerin tedaviye cevaplarında farklılıklar olduğunu Örneğin; kas-iskelet sistemi ve bağ dokusu hastalıkları'nda
Kulak akupunkturu'nun daha etkili olduğunu belirtmektedir.

Akupunktur'un etkileri ;
1. Analjezi
2. Vegetatif sistemin regülasyonu
3. Sedasyon
4. Gevşeme
5. İmmünstimülasyon
6. Vazodilatasyon
Akupunktur'un bu etkileri anatomik,histolojik,embriolojik, biyo-fiziksel, biyokimyasal, nörofizyolojik ve fizyolojik mekanizmalarla açıklanmaktadır. Özellikle analjezik etkisi üzerine yapılmış birçok bilimsel çalışma yayınlanmıştır.
Birçok ağrı türünde akupunktur'un plasebo'dan anlamlı bir şekilde daha etkin olduğu, kronik ağrılarda da etkinliğinin morfinle karşılaştırılacak kadar olduğu yapılan kontrollü çalışmalar sonucunda saptanmıştır.
Yan etkileri ve komplikasyonları oldukça seyrek görülür.Bazen hastaların şikayetleri artabilir, bu doktor'un fazla veya kuvvetli stimulus vermesinden kaynaklanır ve birkaç saat içinde geriler.
Sık görülen bir başka komplikasyon vazo-vagal tonus artışıyla birlikte bayılmadır.Bundan korunmak içinde özellikle ilk seanslarda hastayı yatırarak tedavi etmek daha iyi olur.
Nadir görülen bir komplikasyon lokal infeksiyonlardır.Tek kullanımlık steril iğnelerin kullanılması ile bu sorun aşılabilir. Özellikle kulakta travmatik iğnelemeden kaçınılmalıdır.

Akupunktur'un kontrendikasyonları ;
- Nedeni bilinmeyen ağrılar
- Hayatı tehdit eden hastalıklar
- Hayatı kısıtlayan hastalıklar
- Pıhtılaşma bozuklukları
- Psikozlar
- Allopatik tedavilerle etkileşme
Histolog Prof.Dr.Kellner akupunktur noktalarının vücudun diğer bölgelerine göre farklı bir yapı gösterdiğini incelediği binlerce histolojik preparat sonucunda kanıtlamıştır.
Organizmanın giriş modülü olarak kabul edilebilen bu noktalara üç boyutlu olarak düşünüp 'alan' demek daha doğrudur.
Modern Tıp tarafından tanımlanan Trigger noktaların %70'i akupunktur noktalarıyla aynıdır.
Son yıllarda yapılan çalışmalar da , alınan kesitlere göre akupunktur noktalarının %80'ninde damar ve sinirlerin fasia'yı delerek bu noktalarda yüzeye çıktığı görülmüştür.
"Nokta" adı verilen bu alanların oldukça önemli özellikler ve farklılıklar taşıdığının bilimsel olarak kanıtlanmasına rağmen meridyenlerin varlığı hala gösterilememiştir.
Çin'liler binlerce yıllık deneyimleriyle çok detaylı bir tıp sistemi kurmuşlardır.Tüm yaşamlarını geliştirdikleri bu felsefe ve teoriler doğrultusunda şekillendirmişlerdir. Sadece Tıp değil diğer bilim dalları da bu temel üzerine kuruludur. Bu bilime gönül vermiş olan bizler Akupunkturu doğru uygulayabilmek için Geleneksel Çin Tıbbı hakkında da bilgi sahibi olmalıyız.
Bir hastayı tedavi etmek için önce doğru teşhis koymanın ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Kapsamlı bir anamnez aldıktan sonra Akupunktur'a özel teşhis metodlarından yararlanılmalıdır.
Yani nabız teşhisi,dil muayenesi veya kulak dedeksiyonu gibi…
Eğer teşhis basamakları atlanırsa semptomatik bir tedavi uygulanmış olur ve sonuç çoğu kez başarısız olur.
AKUPUNKTURLA TEDAVİ EDİLEN HASTALIKLAR
WHO ‘ya göre( Dünya Sağlık Örgütü ) Akupunkturla Tedavi Edilen Hastalıklar;
Solunum Yolu Hastalıkları: Astım, Bronşit, Sinüzit, Larenjit, Farenjit, Tonsillit, Soğuk algınlığı
Sindirim Sistemi Hastalıkları: Aft, Diş Ağrısı, Gingivit, Yemek borusu ve kardia spazmı, Gastrit, Ülser, Kabızlık, İshal, Kolit
Üro-genital Sistem Hastalıkları: Enüresis nokturna (gece altını ıslatma), Sistit, Adet düzensizliği, Ağrılı adet.
Endokrin Hastalıklar: Guatr, Diabet (şeker hastalığı)
Cilt Hastalıkları: Akne, Psöriazis (sedef), Zona ve sekeli, Ürtiker, Ekzema, Alerji.
Nörolojik Hastalıklar: Migren ve diğer baş ağrıları, Fascial paralizi (yüz felci), Trigeminal nevraji, Dupuytren kontraktörü, Kas hastalıkları, Serebral Palsy, Meniere hastalığı.
Psikiatrik Hastalıklar: Stres, Depresyon, Uyku bozuklukları, Psikosomatik hastalıklar, Kekemelik, Tikler
Kalp-Damar Hastalıkları: Taşikardi, Ritm bozukluğu, Hipertansiyon, Hipotansiyon
Romatizmal Hastalıklar: Romatoid Artrid , Ankilozan Spondilit, Fibromyalji, Behçet , Lupus , Raynaud hastalığı, Tennis elbow, Artozlar (kireçlenme), Bel, Boyun fıtıkları, diz, kalça, omuz ağrıları
Alışkanlıklar: Sigara, Alkol
Diğer: Kronik yorgunluk, El-ayak yanmaları, Aşırı terleme, Obezite şişmanlık).
Akupunktur konusunda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, bu tedavi yöntemini uygulayan Doktorların güvenirliğidir.
|
|
| |
Tamamlayıcı tıp\ Nöral Terapi |
| |
NÖRAL TERAPİ
Nöralterapi 1920 'li yıllarda Ferdinand ve Walter Huneke adında kardeş 2 Alman doktor tarafından geliştirilmiş , kullanılan lokal anesteziklerle, vücudun kendi nörovejetatif sistemine etki ederek bedenin regülasyonunu sağlayan önemli bir tedavi yöntemidir.
Nöral terapi lokal etkisinin yanı sıra , humoral, hücresel, nöral ve hormonal bir düzenleme sistemi ile etki yaptığı kanıtlanmıştır.
Bedenin karşılaştığı uyarılar ve bilgi değişiklikleri nörovejetatif sistemde yer almakta ve aşırı uyarı enerjinin üretimini ve dağılımını engellemekte , bozmakta ve vejetatif sinir sisteminde düzensizlikler ortaya çıkarmaktadır. Çoğu kez modern tıbbın açıklayamadığı ve hastanın kendi psikolojisi ile ilgili olduğu söylenen, hastalıklar ortaya çıkmadan önce oluşan bu değişikliklerin temelinde, hastanın bozulan vejetatif sinir sistemindeki düzensizlik yatar.
Bu düzensizlikler Nöral terapi ile regüle edilir. Nöralterapi bozulmuş dokuya enerji sağlayarak, ya da enerji bloklarını çözerek etki etmektedir.
Huneke Metodu'na göre nöral terapi iki temel mekanizma ile çalışmaktadır.
· Birincisi segmental mekanizmadır. Burada rahatsızlığın uzandığı segmente yapılan lokal anestezik enjeksiyonu ve bu segmentin spinal kord ile olan bağlantısı esastır.
· İkincisi ise hastalığa sebep olan alanın (bozucu alan) ortadan kaldırılmasıdır. Bu bölgeye yapılan enjeksiyon semptomların aniden ortadan kalkması ile sonuçlanır (Flash Fenomeni=Anında etki).

Segment tedavisi segmentin bütün kısımlarının, segmentin içindeki önemli proseslere karşı, bir bütün olarak rol oynaması ile ilgilidir. Stimulus spinal kord yolu ile periferden, respectif segmentle asosiye olmuş organa ulaşır (cutivisceral refleks yol), ya da organdan spinal kord yolu ile diğer organa ulaşır (viscerovisceral refleks yol).
Bütün nörovejetatif sistem fonksiyonları humoral, hücresel, nöral ve hormonal düzenleyici mekanizmaların aralarındaki ayarlamalar sonucu sistemdeki reaksiyonlara katılımı ile bağlantılıdır. Bu mekanizmaların sadece birinde oluşacak herhangi bir bozukluk bütün sistemin fonksiyonel düzensizliği ile sonuçlanacaktır. Yani hastalık yalnızca bir organı değil, bütün vücudu etkileyecektir.
Bozuk segmental dokuya lokal anestetik ile yapılan nöral terapi yalnızca patolojik refleks yolları kesmekle kalmaz, aynı zamanda bozuk hücre membranını doğru potansiyele repolarize ederek, vejetatif fonksiyonları normal hale getirir.
Vücudun herhangi bir yerindeki önceden geçirilmiş veya hali hazırdaki lokal irritasyon (inflamatuvar, kimyasal, fiziksel veya travmatik olabilir), patolojik bir saha (bozucu alan) haline gelebilir ve nörovejetatif sistemi bozarak diğer vücut fonksiyonlarının bazılarında da rahatsızlığa neden olabilir. Bu sahaya lokal anestetikle uygulanan nöral tedavi bu etkiyi azaltabilir ve semptomlarda ani bir düşüş gözlenebilir (Flash Fenomeni).
Bu bozucu sahalar sıklıkla kafa bölgesinde, özellikle de diş, tonsil ve paranasal sinüslerde lokalizedir.
Yaşam sadece madde ile sınırlanmış değil, aynı zamanda enerji ile de bağlantılıdır. Bir zarın normal şartlarda, dinlenme durumunda dış tarafta pozitif, iç tarafında negatif yükü vardır. Bir uyarılma söz konusu olduğunda zarın sodyum iyonlarına olan geçirgenliği birden artınca sodyum iyonları o kadar ani ve hızlı olarak iç tarafa akarlar ki, dış ve iç yüzeyler arası potansiyel farkı yok olur ve hatta iç yüzde dış yüze oranla daha fazla bir pozitif yük toplanır ve bu halde normal dinlenim potansiyeli ortadan kalkar (depolarizasyon). Bu durumda potasyum iyonları hücreyi terk etmiş ve sodyum iyonları da hücre içine girmiş durumdadır.
Normal şartlar altında depolarizasyonun oluşundan hemen sonra zarın porları sodyum iyonlarına karşı geçirgenliğini yeniden kaybeder. Bu durumda potasyum iyonları hücreye geri döner ve sodyum iyonları hücreyi terk eder ve hücre membranı tekrar impermeabl hale gelir. Böylece normal dinlenim potansiyeli geri gelmiştir (Repolarizasyon).
Normalde hücrenin içerdiği potansiyel 40-90 milivolt kadardır ve bu potansiyel her stimülüs ile düşer (Depolarizasyon) ve hemen ardından gerekli enerji oksijen metabolizmasından sağlanmak suretiyle hücre yeniden şarj olur (Repolarizasyon).
Bütün bunlarla birlikte son derece kuvvetli bir stimülüs veya birçok kümülatif stimülüsler sonrasında (kimyasal, fiziksel veya travmatik) hücre yeniden repolarize olmayı başaramaz. Sürekli depolarize olmuş ve bu nedenle zayıflamış veya hastalanmış hücre, aktivitelerini daha fazla entegre edemez ve fonksiyonlarını sürdüremez. Organların konjenital olarak güçsüzlüğü veya hastalıklar nedeni ile bozulmuş hale gelmesi, elektrik impulslara uyumsuzluk göstermesine neden olur.
Sürekli depolarize olmuş hücrenin membran potansiyeli 40 milivoltun altına düşmüştür. Bu durumda nöral terapi için kullanılan lokal anestetik, içerdiği yaklaşık 290 milivoltluk gücü ile hücreyi hiperpolarize eder. Enjeksiyonlar tekrarlandığında her tekrar, hücre normal potansiyeli olan 40-90 mV.u depolayana kadar, hücrede bir miktar potansiyel bırakır.
Nöral terapötik ajanın bozulmuş sahaya gelmesi ve içerdiği yüksek potansiyeli ile bozulmuş hücre membran potansiyelini repolarize etmesi, böylece stabilizasyonunu sağlaması, yalnızca nörovejetatif sistemdeki düzensizliği ortadan kaldırmakla kalmaz, aynı zamanda nöral, humoral, hücresel ve hormonal etkinliği de restore eder.

Sonuç olarak görülmektedir ki, enjeksiyonların tekrarlanması neticesinde organizmanın repolarizasyon kabiliyeti ve kendiliğinden gerekli potansiyelde kalabilme yeteneği gelişmekte ve bu da rahatsızlığın giderilmesinde önemli ölçüde rol oynamaktadır.
Nöral terapi Almanya başta olmak üzere Avrupa ve ABD'de yaygın uygulanan bir tedavi şeklidir. Beş yıldır Türkiye de her geçen gün ilgi gören ve hekimlerin eğitimine katıldığı bir tedavi şekli olmuştur.
Avrupa'da tüm ağrı tedavi merkezlerinde nöral terapi en sık uygulanan bir tedavi metodudur. Bu tedavi metodu sayesinde hastalar ağrılarıyla yaşamak zorunda kalmıyorlar.
Tedavi ettiğ hastalıklar arasında; Migren, gerilim tipi baş ağrısı, boyun sırt ve bel ağrıları, boyun ve bel fıtıkları, kulak çınlaması ve baş dönmeleri, unutkanlık, nevralji, organik fonksiyon bozuklukları, her türlü eklem fonksiyon bozukluğu ve ağrıları, spor yaralanmaları, varis ve selülit tedavisinde, uyku bozukluğu ve düzensizliği vardır.
|
| |
Tamamlayıcı tıp\ Ozon Terapi |
| |
OZON TERAPİ
OZON NEDİR?
Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir kimyasal bileşiktir(O3). Normalde atmosferde oksijen molekülü birbirine bağlı iki oksijen atomundan oluşur. Üçüncü atom yüksek bir enerji ile atmosferik atoma bağlanır, böylece yüksek enerji taşıyan bir(O3) molekülü oluşur. İsmi yunanca koklamak manasına gelen ozein’den gelir Bünyesinde yüksek enerji barındıran O3’ün, O2’ye göre çok güçlü anti-oksidan etkisi vardır.
OZONUN TARİHÇESİ
| 1840 yılında ozon gazı ilk olarak Alman kimyacı Chrıstıan Fredrıck Schönbein tarafından bulundu. |
| 1856 yılında ameliyathane dezenfeksiyonunda kullanıldı |
| 1860'da Monaco'da suların ozonla temizlenmesine başlandı. Ozonun, bakteri ve virüsleri öldürmesinin yanı sıra sudaki koku ve kötü tadı da ortadan kaldırdığı görüldü. |
| 1886 yılında Fransa’da ilk deneyler başladı. |
| 1902 yılında H.J.Klarke diyabet, kanser ,anemi morfin veinfluenza zehirlenmesinde kullandı. |
| 1915 yılında Dr. Albert Wolf 1. Dünya savaşında yaraları ozonla tedavi etti. |
| 1973 yılında Uluslar arası Ozon Birliği (IOA) kuruldu. |
| 1979 yılında Dr. George Freibott ilk AIDS hastasını ozonla tedaviye başladı. |
| 1990 yılında ABD Gıda Birliği ozon gazına Genel Olarak Güvenilebilir (GRAS) onayını verdi. |
| 1992 yılında Rusya’da yanık tedavisinde kullanılmaya başlandı. |
| 1994 yılında tıp sektörü ozon gazını dezenfektan olarak kabul etti. |
| 1998 yılında Türkiye’de hastahane ve muayenehanelerde kullanılmaya başlandı. |
OZONTERAPİ NEDİR?
Aktif oksijen molekülü olan ozon gazı kullanılarak yapılan iyileştirici tedavilerdir. ABD, Kanada, Avrupa ,Rusya ve Japonya başta olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde uygulanan ozon terapi, son yıllarda en çok talep gören tamamlayıcı tıp tedavilerinin başında yeralmaktadır.
OZON TEDAVİSİ NASIL ETKİ EDER
1 |
Kan dolaşımını artırarak damar yüzeyindeki aterosklerotik plakların oluşumunu engeller, kılcal damarlardaki tıkanmaları giderir. |
2 |
Deri kan dolaşımını arttırarak cilt yenilenmesini, sıkı ve pürüzsüz görünüm oluşmasını sağlar. Daha temiz, daha yumuşak ve daha gençleşmiş bir cilt sağlar" |
3 |
Alyuvarların elastikiyetini arttırarak kılcal damarlardan geçişini hızlandırır. Kanın dokulara oksijen bırakma yeteneğini arttırarak organların oksijenlenmesini arttırır. |
4 |
Beyaz kan hücrelerinin oluşumunu arttırır, fonksiyonlarını düzenler, |
5 |
Bağışıklık sistemini güçlendirerek enfeksiyonlara direnci artırır. |
6 |
Kan ve lenf sistemini temizler, detoks edici özelliği ile vücudumuzdaki kimyasal maddelerin temizlenmesine yardımcı olur. (böcek öldürücüler, ilaç atakları. Asidik maddeler, tarım ilacı kalıntıları ) |
7 |
Bakteri,virus ve mantarları öldürür, |
8 |
Hızlı büyüyen kanser hücrelerinin coğalmasını ve yayılmasını engeller. |
9 |
Vücudumuzdaki doğal ağrı kesicilerin açığa çıkmasını sağlayarak ağrı kesici özellik gösterir. |
10 |
Bağışıklık sistemini düzenleyici özelliği ile, bağışıklık sisteminin iyi çalışmamasından kaynaklanan hastalıkların tedavisinde iyileştiricidir. |
11 |
Kaslarda biriken toksini gidererek kasları gevşetir ve yumuşatır, esnekliğini arttırır. |
12 |
Eklem ağrılarını ve kas rahatsızlıklarının iyileştirir, |
13 |
Hormon ve enzim üretimini normale döndürür, |
14 |
Beyin fonksiyonlarını ve hafızayı kuvvetlendirir. |
15 |
Depresyon ve sıkıntıyı azaltıcı etkisi vardır. |
OZONUN KULLANILDIĞI HASTALIKLAR
Anti-Aging
Geriye yaşlanma , uzun yıllar gençliği korumak ve dinç kalmayı sağlamak için yapılan tedavidir. Ozon sayesinde oksijenin dokular tarafından daha iyi kullanımı sağlanır, bağışıklık sistemi harekete geçirilir. Yaşlanma nedeniyle uzun süredir yeterince oksijenlenmeyen hücreler ozon tedavisinden sonra artık fonksiyonlarını daha iyi yapmaya başlar. Fizik kapasitede azalma, yürüme güçlüğü ve baş dönmesi gibi belirtiler ile kendini gösteren beyindeki dolaşım bozukluklarında da olumlu etkileri mevcuttur, Ozon yaşlılarda hastalıkları önlediği gibi yaşam kalitesinide artırmaktadır.
Kronik yorgunluk sendromu
Çağımız hastalıklarından biri kronik yorgunluk sendromudur. Bu hastalıkta kişiler yorgunluk gerektirecek bir iş yapmadığı halde kendini yorgun hissetmektedir. Hatta o gün hiç hareket etmediği halde sanki tonlarca yük taşımış gibi kendini bitkin hissederler. Kronik Yorgunluk Sedromunda ozon önemli düzelmeler sağlayabilmekte ve hücre seviyesinden başlayarak vücutta hastalığın yol açtığı kötü etkileri anlamlı düzeyde gidermekedir.
Stres
Günlük yaşam mücadelesi, iş yoğunluğu, mesleki sıkıntılar, endüstriyel olarak hazırlanan gıda ürünleri, çevre kirliliği, nikotin, alkol, kahve, manyetik kirlenmeler, yanlış yaşam biçimi ve hatalı beslenme, hareketsizlik, hastalık ve enfeksiyonların her biri yaşamımızda başlı başına bir stres nedeni oluşturur. Ozon, stres hormonu olarak adlandırılan adrenalinin vücutta yıkılmasını sağlar.
Detoks (toksinlerden arınma)
Soluduğumuz hava, yediklerimiz ve içtiğimiz su, toksinler ve kirletici maddeler yavaşça vücudumuza girerler . Bedenimizde depolanan toksinler ve kimyasallar (tarım ilacı artıkları, ağır metaller, ilaç artıkları, suni kimyasallar ve gıda koruyucuları), yavaş yavaş, sağlıklı doku ve hücreleri yok ederler ki, bu durum, hem bir çok hastalığın hem de yaşlanmanın sebebidir. Ozon tedavisi,bedenimizi bu toksinlerden arındırarak sağlıklı hücre ve dokuların oluşmasını sağlar. Uyarılan antioksidan faaliyetler sonucunda hücreler toksin atar
| Karaciğer İltihabı (Hepatit A, B, C) |
Ozonun etki mekanizması, virüsün ozon ile teması sonucu ölmesi ve bağışıklık
sisteminin güçlenerek vücudun virüse karşı savunmasının arttırılmasıdır. |
| Fibromyalji, eklem ve romatizmal hastalıklar |
| Kalp-Damar sistemini düzenlenmesinde |
| Böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesinde |
| Deri hastalıklarında |
| Diyabet ve iyileşmeyen yaralarda |
| Kanserin önlenmesinde ve tedavisinde yardımcı olarak |
| Astım ve alerjik hastalıkların tedavisinde |
| Göz hastalıklarında |
| Bağırsak Hastalıklarında |
| Virüslerden kaynaklanan hastalıklarda |
| Kadın hastalıklarında |
| Cinsel fonksiyonların düzenlenmesinde |
| Nörolojik hastalıklarda (multiple skleroz,Alzheimer, Parkinson v.s) |
Zayıflama ve selülit tedavilerinde
Ozon terapi, özellikle bacaklardaki kılcal damarlarda kan dolaşımının azalması ve dolayısıyla gerekli oksijenlenmenin sağlanamaması nedeniyle oluşan selülitlerin giderilmesinde faydalı bir tedavi yöntemi olarak öne çıkıyor. Ayrıca metabolizmayı hızlandırıyor, yağı ve karbonhidratı yakıyor. Bu özelliğinden dolayı, ozon terapi zayıflama ve selülit tedavilerinde başarılı sonuçlar vermektedir.
Uygulama yöntemleri
1. Majör otohemoterapi (Hastadan kan alınarak tedavinin yapılması) Bu metodla, 50 ila 100 ml hastanın kanı alınır, tam olarak tesbit edilmiş ozonla karıştırıldıktan sonra hastaya geri verilir. (steril ozona dayanıklı sarf malzemesi ve vakumlu şişe kullanılır!).
2. Minör otohemoterapi diye adlandırılan yöntemde ise ozonlanmış 3-5 ml kan intramusküler yolla hastaya geri verilir. Bu yöntem allerjik hastalıklarda ve genel olarak bağışıklık sistemini güçlendirmekte kullanılır.
3. Eksternal tedavi ,ozon gazını kapalı bir sistemde özel ozona dayanıklı torbalar kullanılarak gerçekleştirilir. Açık yara tedavisinde kullanılır.
4. Rektal uygulama barsakların enflamatuar hastalıklarında , aynı zamanda antiaging ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için kullanılır.
5. Ozonun eklem içi enjeksiyonu ağrılı enflamatuar hastalığı olan ekleme uygulanır (artrit,rekurren artroz, genel patolojik sertliklerde uygulanabilir) ).
6. Bölgesel zayıflama için yağ dokusunun yoğun olduğu bölgelere özel bir teknikle uygulanır.
Tedaviler ortalama 10-12 seansta tamamlanır. Hastaya ve hastalığa göre seans sayıları artabilir.
|
| |
Tamamlayıcı tıp\ Manyetik Alan Tedavisi |
| |
Magnetoterapi (Magnetik alan tedavisi)
Magnetoterapi, doğal ve hassas bir tedavi şekli olan manyetik alan etkileşimine dayanan yani girişimsel olmayan fiziksel bir tedavi metodudur. Bu doğal metod aynı anda bir çok hastalığın tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.Tedavide oldukça geniş bir uygulama alanı olması, kolay uygulanabilirliği, doğal bir metod oluşu ve yan etkisi olmaması, magnetoterapiyi oldukça önemli kılmaktadır.
 |
Teknolojiyle birlikte şehir hayatı,insanların toprakla temasını azalttığı gibi elektromanyetik kirlilik ortamı da mu doğal manyetik lanla olan temasları defektlere uğratmıştır. Kalp krizi yaşlarının 20'li yaşlara düşmesi, bağışıklık sistemlerinin çöküşü, sık hastalıklara maruz kalma, beyin kanamaları sıklıklarında artışlar ve de kanser olgularında görülen tırmanış bu nedenlerle ortaya çıkmıştır.Bu durum göz önüne alınarak 200 Bin insan üzerinde bu suni manyetik alan ile ilgili çalışmalar insan |
vücuduna ihtiyacı olan bu doğal manyetik alan tatbik edildiğinde bağışıklık sistemlerinin kuvvetlendiği,enerji dengelerinin normal ve doğal sınırında tutlduğu,hücrelerin kirli ve bulanık denizdeki balıklar gibi fonksiyon görmekteyken, berrak ve temiz denizdeki balıklar misali bir canlılık kazandığı tespit edilmiş ve 1998 de modern tıp hizmetine sunulmuştur.
Elektrosmog adı verilen teknolojinin beraberinde getirdiği elektromanyetik kirlenme, insan sağlığını tehdit eden ciddi unsurlardan birisidir.Yüksek gerilim hatlarından cep telefonu dalgalarına,radyo ve tv dalgalarından ev ve iş yerlerindeki bilgisayar ve elektrikli diğer eşyaların yaydığı elektromanyetik dalgalara kadar, maruz bulunulan elektromanyetik kirlenme sosyal yaşam ortamında hemen heryerde sağlıksız bir atmosfer yaratmaktadır.Magnetoterapi teknolojinin beraberinde getirdiği bu elektromanyetik kirlenme ortamının insan vücudunda oluşturduğu zararlı etkileri ortadan kaldırarak doğal ve kirlilikten arındırılmış bir ortam koşulu oluşturur..
Tüm bu etkilerinin yanında, magnetoterapi,etki mekanizmalarının da bir sonucu olarak günlük zindelik, cinsel fonksiyonlarda performans artışı, bedensel faaliyetlerde aktivite artışı,entelektüel kapasitede artış,unutkanlığın giderilmesi,uyku düzeninin sağlanması ile insan vücudunun üst düzey bir biyoritme ulaşmasını teşvik eder.
MAGNETOTERAPİNİN ETKİSİ NEDİR?
. Vejetatif sinir sisteminde düzenleyici
. Kemik, kıkırdak, kas ve kan hücrelerinin uyarılması,
. Sinirlerde onarım,
. Yaraların iyileşmesi,
. Ağrıların hafifletilmesi,
. Metabolizma durumunun iyileştirilmesi,
. Daha iyi dolaşım ve madde alışverişi yoluyla daha iyi boşaltım,
. Makrofajların aktifleştirilmesi (Bağışıklıksistemi fagosit hücreleri)
. Adrenalin, noradrenalin, serotonin(stres hormonları) reseptörlerinin hassasiyetinin azaltılması ve böylece stres, depresyon ve anksietenin azaltılması,
. Barsakta plexus myentericusun düzenlenmesi ve böylece sindirim işlevinin düzenlenmesi,
. İmmun sistemin(bağışıklık sistemi) güçlendirilmesi,
. Daha iyi metabolizma ve daha iyi kan dolaşımı sayesinde alınan ilaçlarda iyi etki
. Kalp çarpmasının normalleştirilmesi,
. Solunum kaslarının daha iyi çalışması sayesinde solunum hacminin arttırılması,
|
| |
Tamamlayıcı tıp\ Osteopati |
| |
 |
Osteopati Amerika'da 100 sene önce uygulanmasına başlanan çağdaş, modern bir bütünlük içeren terapi sistemidir. Vucudumuzun fonksiyonlarını baz alan ve tedavi eden yöntemler bütünüdür.
Osteopat vucuttaki her türlü dokuda tonus artışlarını ve fonksiyon bozukluklarını tespit ederek hastanın iyileşmesini sağlar. Yani sadece semptomatik değil sebebe yönelik tedavi eder.Osteopat hastalıkları oluşturan nedenleri ortadan kaldırır.
Dr. Andrew Taylor Still 19.yy' da bu tedavi sistemini tanımlamıştır. Klasik tıbbın olanaklarının yetersizliğini görmüş yeni bir bütünlük amacı güden bir tedavi sistemini tanımlamıştır. |
İnsan vucudunun bütün sütrüktürlerinin normale dönmesi- sirkülasyon ve metabolizmanın tekrardan düzenlenmesi, bu sayede vucudun kendi otoregülasyon sistemini aktif hale getirerek vucudun iyileşmesini sağlamak temeli üzerine kuruludur.
Still, Amerika'da bir okul açmış ve kısa zamanda tüm Avrupa' yada yayılmıştır. Bugün tüm Avrupa' da bir çok okul olup, buralarda fizyoterapist ve doktorlar 5 sene eğitim aldıktan sonra osteopat olarak mezun olmaktadırlar.
|
| |
HİPNOZ
Hipnoz, söz, bakış, hayal gücü ya da bazı yardımcı nesneler kullanılarak telkin gibi tekniklerle oluşturulan kişinin duygu, düşünce, algı ve bellek işlevlerinde değişikliklerin gerçekleştirilebildiği 'özel bir bilinç'' durumudur.
 |
İlk aşama bilgi verme (mayalama), bu safhada kişi bilgilendiriliyor. Hipnoz nedir? Neler yapılacak? Bunlar anlatılıyor.
İkinci safhada kişiye hipnoz uygulanıyor. Hasta rahatlıyor, gevşiyor. Anestezi ve telkin metodu kullanılıyor. Hastaya ağrı ve acı duymayacağı telkin ediliyor ve bunun böyle olduğu gösteriliyor. Mesela, hastanın eline iğne batırılıyor, hiç bir acı duymuyor. Bu olayı gözleri açık görüyor.
Üçüncü aaşamada ise hastaya kazandırılmış olan bu özelliği kendisinin otohipnoz ile devam etmesi öğretilir.
Hipnozun tedavi için kullanılışı 19. yüzyılda Avusturyalı hekim Mesmer ile başlıyor. Bu arada İngiliz cerrah Dr. James Esdaile, |
Çin ve Hindistan'da hipnozla yapılan ameliyatlara şahit oluyor. Eter gibi toksik bir maddenin kullanılmadığı ameliyatlarda ölüm oranının azaldığını görüyor. O zamandan beri de hipnoz bir tıbbi tedavi metodu olarak kabul ediliyor.
Dıştan bakıldığında hipnozdaki kişi çok rahat ve huzurlu bir şekilde uyuyor gibi göründüğünden yüzyıllardır, hipnozun bir uyku olduğu yanılgısı yerleşmiş olarak sürmektedir. Oysa hipnoz bir uyku değildir. Hipnozdaki kişi uyanıktır, hipnoz uygulayan kişinin tüm sözlerini duyar, anlar, hatta yargılar, sorulara cevaplar verir. Hipnoz farkındalıktır.
Hipnozdan tıpta çeşitli alanlarda yararlanılıyor. Bunların başlıcaları arasında kanser ağrılarını, kronik fiziksel ağrıları gidermek için, ağrısız doğum, diş çekimi ve diş eti ameliyatlarında ilaçsız anestezi için, migren, anestezi ilaçlarına allerjisi olanların anestezi olmadan ameliyat edilebilmesi için, asabi tansiyon, astım, ülseratif kolon, siğillerin tedavisi, tikler, kekemelik, anoreksia nervosa gibi yeme bozuklukları, aşırı şişmanlık, fobiler, alkol ve madde bağımlılığı, panik bozukluk sayılabilir.
Herkesin hipnoza girmesi mümkün değildir. Kimi insan hiç hipnoza giremezken, kimileri çok kolay kimileri ise çok zor hipnoza girer. Kişilerin hipnoza girebilme düzeyine 'hipnoza yatkınlık'' (hipnotizabilite) adı verilir.
Hipnozun gerçekleşmesinde algılama, değerlendirme, hayal gücü ve konsantrasyon çok önemlidir.
Hipnoza yatkınlık, bireyin kişilik özelliklerine, içinde bulunduğu ruhsal duruma göre farklılıklar gösterir. Mesela zeka geriliği olan kişilerin, ağır depresyon ve bunama sorunu olan hastaların hipnoza girmesi mümkün değildir. Aynı şekilde karşısındakine güvenmeyen, kuşkucu, aşırı titiz ya da başkalarından direktif almayı kabullenemeyen, paranoid, obsesif kişilik özellikleri olan kişiler de hipnoza çok zor girerler. Zeki, hayal gücü kuvvetli, kolayca dikkatini yoğunlaştırabilen kişiler ise hipnoza çok kolay girer, kolayca da derinleşebilirler.
Hipnoz sırasında kişinin kontrolü tamamen kendi elindedir. Hipnoz uygulayan kişinin söylediği herşeyi dinler, anlar, değerlendirir ve istemediği hiç birşeyi söylemez, istemediği hiç birşeyide yapmaz. Eğer hipnoz uygulayan kişi, hipnozdaki kişiden söylemek istemediği gizli sırlarını söylemesini yada onun ahlaki ve sosyal değerlerine aykırı bir şeyi yapmasını isterse kişi bunu kabul etmez daha da zorlanırsa hipnozdan çıkar.
Hipnoz, kişinin gönüllü isteğiyle, hipnoz uygulayan kişinin direktifleri doğrultusunda dikkatini toplaması gevşemesi ve yoğunlaştırması ile gerçekleşen bir durumdur. Dolayısı ile hipnoza girmek istemeyen kişi dikkatini yoğunlaştırmayacağı ve direktiflere uymayacağı için isteği dışında hipnoza sokulamaz. Ayrıca herkese hipnoz yapmak da mümkün değildi.
|
| |
Tamamlayıcı tıp\ Fitoterapi |
| |
FİTOTERAPİ
Fitoterapi, (phytos=bitki, therapy=tedavi) bitkisel tedavi anlam›nda kullanılır. Bitkisel tedavinin tarihi insan varlığı kadar eskilere dayanmakla birlikte günümüzde kullanılan bitkisel tıp, kaynağını Çin ve Hindistan’dan alır.
Batı ülkelerinde ise önceleri halk arasında kullanılmaya başlanan şifalı otları, sonraki yıllarda tıp doktorları da alternatif tedavi olarak tercih etmeye başlamışlardır. |
 |
Günümüzde de dünyanın hemen her yerinde anemi, kilo kaybı, halsizlik, soğuk algınlığı, kronik gastroenterit, romatoid artrit, alerjik, dermatit, ürtiker, bronsiyal astım gibi saymakla bitmeyecek pek çok hastalığın tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Günümüzde fitoterapiye ilgi giderek artmaktadır.
Pek çok kişi doğal olan tedavi yöntemlerinin zararsız olduğuna inanmaktadır.
Oysaki uygun dozda ve sıklıkta kullanılmadığında, yarardan çok zarar verebileceği yapılan çalışmalarda gösterilmiştir.
Ancak tüm dünyada bitkisel ürünler yasal alanda gıda katkısı olarak ele alındıkları, ilaç kabul edilmedikleri için ciddi bir kontrol ve denetime tabi tutulmamaktadırlar. Bu da var olan bitkisel ürünlerin daha da dikkatli ele alınmasını gerektirmektedir.
Fitoterapi ürünlerde izlenen ciddi klinik sorunlar, bu ürünlerin genellikle ehil olmayan, amatör ki ş lerce uygulanması veya bilinçsiz belki de umutsuz hastaların kendi ba ş arına bir alternatif arayışları neticesinde ortaya çıkmaktadır. Pek çok olumlu etkileri gözardı edilemiyen fitoterapinin , ancak hastayı bir bütün halinde ele alıp, hastalı ğ ı do ğ ru te ş h is edip, hastaya uygun dozda ve gerekli bitkisel preparatları hastaya uygun dozda verebilecek, bu konuda eğitim almış hekimler tarafından hastaya verilmesi en doğrusudur.
En çok karşılaştığımız, belki de kullandığımız tıbbi bitkiler
Hypericum perforatum
( Sarı kantaron)
- Yara ve bazı yanıkların tedavisinde
- Antidepresan olarak
- Korku ve gerginlik durumlarında
Antikonvülsanlar, warfarin, digoksin, oral kontraseptiflerle kullanılmamalı
|
 |
 |
Echinacea Purpurea
(Ekinezya)
- Bağışıklık sistemin uyarılmasında
- Sık enfeksiyon geçiren hastalarda koruyucu olarak
- Haricen zor iyileşen yüzeyel yaralarda
|
Aloe Vera
- Kabızlık
- Dermatolojik hastalıklarında
|
 |
 |
Ginkgobiloba
- Dolaşımın bozukluklarında,
- Konsantrasyon bozukluğu ve unutkanlıkta,
- Akut duyma problemlerinde,
- Baş dönmesi , kulak çınlaması,
|
Arnica Merhemi
- Travmatik ödem, hematom, distorsiyon ve kas incinmelerinde.
- Kas romatizmasında.
|
 |
 |
Radix Ginseng
- Yorgunluk, bitkinlik ve asteni
- Nekahat dönemlerinde
|
Valerianna Radix
( Kedi oto kökü)
- Sinirsel huzursuzluk
- Heyecan
- Uyku bozuklukları
- Palpitasyon
|
 |
 |
Melissae Folium
(Oğul Otu)
- Huzursuzluk
- Uykuya dalma güçlüğü
- Sinirsel mide rahatsızlıklarında
- Mens dönemindeki sinirsel
şikayetlerde.
|
Folium Urticae
(Isırgan Yaprağı )
- İdrar yolu iltihaplarının tedavisinde
- Prostat hastalıklarında
- Saç dökülmesinde
- Bağışıklık sisteminin
güçlendirilmesinde
|
 |
 |
Rosmarini
( Büberiye)
- Dispeptik şikayetler
- Diüretik olarak
- Haricen hipotonik dolaşım zayıflığında
- Haricen Romatizmal hastalıklarda destekleyici tedavi.
- Skatrizan Antiseptik olarak.
|
Chamomillae Flos
(Mayıs Papatyası, Alman papatyası)
- Spazmolitik olarak
- Antienflamatuar
- Yara iyileştirici olarak
- Akut ve kronik mide bağırsak şikayetlerinde çay olarak kullanılır
- Uykuya dalma güçlüğü
|
 |
 |
Mentae Piperitae
(Nane Yaprağı)
- Mide bulantısı ve mide şikayetlerinde
- Akut ve kronik gastrit ve enteritte
|
|
| |
Medikal Estetik\ Mezoterapi |
| |
MEZOTERAPİ
Mezoterapi yöntemi 1952 yılında Dr. Michel Pistor tarafından geliştirilmiştir. Mezoterapi 1987 yılında Fransız Tıp Akademisi tarafından kabul gören tıbbi bir tedavi yöntemidir. Bugün Uluslar arası Mezoterapi topluluğunun 15.000 den fazla üyesi başta Fransa ve İngiltere olmak üzere tüm Avrupa ülkelerinde ve Güney Amerikada faaliyet göstermektedir. 1998 yılından itibaren ABD de uygulanmaya başlanmıştır.
 |
Mezoterapi klasik tıbbın bir tedavi yöntemidir. Mezoterapi tedavisinin yaygın bir kullanım alanı vardır. Bel, boyun, sırt, kalça, diz ve ayakbileği ağrılarında uygulandığı gibi Bölgesel Zayıflama ve Sellülit tedavisinde de uygulanır.
Selülit yıllardır kadınların fiziğini bozmakla beraber kendine olan güvenide azaltmıştır . Sellülit belli yapıdaki hanımları seçen sınırlı bir problem değildir, fiziksel özelliklerden bağımsız zayıf, kilolu, atletik veya büro işi yapan tüm hanımlarda sellülit görülebilir, fazla kilolar selülit nedeni değildir. |
Bağ dokusundaki hasar gören bandlar çekilince deride çekilmeler olur ve büyüyen yağ hücreleri çıkıntılar yapar, sellülitli deri portakal kabuğu gibi girintili çıkıntılı görünüm alır.
Bölgesel zayıflama ve sellülit tedavisinde bel, basen kalçalar, bacak üst bölümünün iç ve dış kısmı, dizin içi ve yanları, karın, omuz ve kol gibi yağ dokusunun aşırı toplandığı bütün bölgelere uygulanır. İlaçlar mikroenjeksiyon tekniği ile cilde 1-6 mm derinliğinde ve ortalama 1 cm aralıklarla enjekte edilir. Enjeksiyonun içine belli farmakolojik özelliklere sahip ilaçlar konur. Bu ilaçlar bölgesel kan dolaşımını düzenleyen genellikle doğal bitkisel ilaçlardır. Kliniğimizde selülit tedavisinde kullandığımız ilaçlar; Prokain , Lidokain, Conjonctyl, L-Carnitine, Buflomedil, Pentoxiphylline, Aminophylline, Caffeine ve Esberiven dir.
İlaçların kombinasyonu hastaya göre değişir. Tedavi hastanın durumuna göre 8-15 seans uygulanır.
Bölgesel zayıflamada ve stresli hastalara mezoterapi tedavisinin yanında kulak akupunkturu da uyguluyoruz. Beraberinde sağlıklı beslenme ve egzersiz programı ile, ortalama 8- 15 seans sonunda 2 beden incelme olur, cilt esnek ve pürüzsüz bir görünüm kazanır.
|
| |
Medikal Estetik\ Mezolift |
| |
MEZOLİFT
Yaşlanma yaşamın doğal bir sonucudur. Genetik ve çevresel faktörler, yaşam şartları ve yaşamı algılama biçimimiz yaşlanma sürecini etkiler. Kırışıklıklar da cildin yaşlanmasının en doğal sonucudur. Engellenemez fakat geciktirilebilir ve azaltılabilirler.
Günümüzde, geçen zamanın ve güneşin cildimizde oluşturduğu izlerden kurtulmak için pek çok gelişmiş teknolojilerden faydalanmak
mümkündür. Ciltteki kırışıklık ve gevşemelerde kullanılan mezolift, bu yöntemlerin en doğal ve pratik olanlarındandır.
|
MEZOLİFT NEDİR ?
Mezolift, kelime olarak cilt germe anlamına gelmektedir. Mezolift ile kırışıklık tedavisi iki başlık altında incelenebilir; birincisi yaşlanmayı geciktirici (anti-aging) uygulamalar, diğeri ise yaşlanma süreci içinde meydana gelmiş olan kırışıkların başta dolgu maddeleri olmak üzere birçok farklı uygulama ile giderilmesidir.
MEZOLİFT KİMLERE UYGULANABİLİR ?
Mezolift yöntemiyle yüz, boyun, dekolte ve el sırtlarında oluşan yaşlanma etkilerinin giderilmesinin yanısıra sigara ve alkolden zarar gören ciltlerde tedavi edilebilir. Öncelikle orta yaş ve üstündekilerde, sigara kullananlarda, güneşin zararlı etkilerine maruz kalmış, yıpranmış ve bakımsız ciltlerde, beslenmesine dikkat etmeyenlerde ve kuruluk veya sarkma gibi yakınması olan kişilerde iyileştirici etkisi çok belirgindir.
Ayrıca ciltte yıpranma etkileri henüz başlamadan, kırışıklık ve çizgiler henüz oluşmadan düzenli olarak mezolift uygulaması, cildin olduğundan daha genç, canlı ve sağlıklı görünmesini sağlar.
MEZOLİFTİN AVANTAJLARI NELERDİR ?
Anti-aging özellikteki mineral, vitamin ve bazı yapısal elemanların vücuda sistemik yolla verilmekten çok , özellikle yaşlanmanın en çok belirginleştiği bölgelere mezoterapi yoluyla uygulanması hem uygulanan ilaçların asıl gerekli olan bölgedeki etkinligini artıracak, hem de diğer organların gereksiz yere yorulmalarını engelleyecektir.
MEZOLİFT NASIL UYGULANIR ?
Tedavinin ilk aşamasında profesyonel bir cilt temizliği ve antisepsi ardından, ağrı eşiği düşük hastalarda bir krem yardımıyla lokal anestezi sağlanır. Bunun ardından cildin ihtiyacına göre farklı karışımlardan oluşan kokteyl cilde enjekte edilir.
MEZOLİFT NE SIKLIKTA UYGULANIR?
Yılda bir kez ortalama 4-6 seanslık bir kür olarak verilebilir. Bu uygulamanın sıklığı, kişiye göre değişmekle birlikte 10-15 gün ara ile 2 veya 3 seans ile başlayıp, sonra ayda 1 olacak şekilde 6 seansa tamamlanabildiği gibi direkt olarak her 1-2 ayda bir tek seans olarak da uygulanabilir.
MEZOLİFT TEDAVİSİNİN SONUÇLARI NELERDİR?
İlk beklenen etki "pırıltılı, canlı bir yüz" etkisidir. İkinci etki "mezo-lifting, yani orta tabaka-kaldırma" etkisidir. Her enjeksiyon alanında cildin gerginleştiği hissedilir. Üçüncü etki, kırışıklıkların "dolma" etkisidir. İlk seanslarda bu etki geçici olur. Bu susuzluktan kaynaklanır. Seans sayısı arttıkça dolma etkisi kalıcı olur.
TEDAVİDEN SONRA NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR ?
Mezolift seanslarından sonra genellikle 24 saat güneş banyosu yapılmaması, uygulanan bölgelerin birkaç saat süreyle yıkanmaması ve tahriş riski yüksek her hangi bir maddenin sürülmemesine dikkat edilmelidir.
|
| |
BOTOX
Yaşlanma süreci yavaş, aralıksız ve geri döndürülemez bir süreçtir. Kişiden kişiye farklı
düzeylerde ortaya çıkar ve her kişide farklı zamanlarda belirir. Yıllar geçtikçe yüzümüz yerçekimi, güneş ışınları (UV), milyonlarca defa tekrarlanan mimik hareketleri, sigara gibi olumsuz etkenler, zararlı besinler vb. durumlar sonucu deri esnekliğini kaybeder ve kırışıklıklar oluşur. En sık oluştukları yerler dudak ve burun çevresi, gözaltı, iki kaş arası, alın, göz dış kenarlarıdır. Zamanla bu bölgelerdeki kemik yapı da erimeye başlar. Kasların hareketlerinden kaynaklanan kırışıklıklara dinamik kırışıklıklar, yerçekiminden kaynaklananlara statik kırışıklıklar denir.

|
Yaşlanmayı hızlandıran olaylar:
. Sigara
. Genetik yatkınlık
. Duygusal stres
. Hastalık süreçleri
. Kilodaki dramatik değişiklikler
. Kronik güneşe, soğuk havaya ya da rüzgara maruz kalma gibi aşırı iklim koşullarında
bulunma |
Botox nedir?
"Clostridium botulinum" isimli bakteriden elde edilen tıbbi bir proteindir. Bu protein, aslında
çok uzun zamandır göz ve nörolojik hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Kırışıklıkları
gidermek amacıyla ise 10 yıldır güvenli ve başarılı bir şekilde kozmetikte kullanıma girmiştir.
Botox,orta ve derin kırışıklıkları gidermede cerrahi olmayan, kozmetik bir ürün olarak kabul
Dinamik krışıklıkların giderilmesinde kullanılmaktadır.
Nasıl Etki Eder:
Deride cilt kırışıklıklarına sebep olan neden; cilt altındaki ince kasların kasılmalarıdır. Botox enjeksiyon yapılan bölgedeki sinirlerde geçişi bloke edip "kas kasılmasını engelleyerek" buradaki
derinin kırışıklığını azaltır.
Botox kimlere uygulanabilir?
18-65 yaş arası herkese uygulanabilir. Özellikle yüz ve boyundaki kırışıklıkların tedavisinde
kullanılır. Gebe ve emzirenlerde ise uygulanması önerilmez.
Botoks en sık hangi bölgelere uygulanır?
Boyundaki yatay çizgilerin ve dikey bantların tedavisi, alt dudak ile çene arasındaki yatay
çizgi, iki kaş arasında yer alan ve çatık kaş görünümüne yol açan çizgiler, alın bölgesindeki yatay
çizgiler, her iki kaş yan taraflarının yukarı kaldırılması gibi kırışıklıkların oluştuğu bütün noktalarda
uygulanabilir. Ayrıca avuçiçi ve koltukaltı terlemelerinde başarıyla kullanılmaktadır.
Botoks sonrası hasta ne zaman normal aktivitesine döner?
Hasta enjeksiyon sonrası normal aktivitesine hemen dönebilir.
Botox etkisi 3 gün sonra başlar, 15 günde etkisi tam olarak ortaya çıkar
Botoksun etki süresi ne kadar devam eder?
Botox uygulaması ortalama olarak 4-6 aylık bir düzelme sağlar. Uygulama sayısı arttıkça,
bu süre 12 aya kadar uzayabilir.
Uygulamanın etkisi geçtikten sonra ise kırışıklıklar tekrar eski haline döner veya cilt eskiye
göre daha iyi bir görünüm kazanır.
Botox uygulamasının riskleri nelerdir?
Bu konuda eğitim almış uzman kişiler tarafından uygulandığında işlemin riskleri yok
denecek kadar azdır. Uygulama sonrasında geçici olarak baş ağrısı, grip benzeri şikayetler ile
bazen de uygulama bölgesinde hafif kızarıklık veya morarmalar olabilir.
|
| |
Medikal Estetik\ Dolgu Uygulamaları |
| |
DERİ DOLGULARI
Deri dolguları nedir?
Yaşlanan cilt kollajen ve yağ kaybına uğrar buna bağlı olarak sarkmalar, çökmeler ve
kırışıklıklar oluşur. Dolgu maddeleri kullanılarak kaybedilen yapılar yerine konur daha genç ve
sağlıklı bir görünüm sağlanır. Dolgu maddesi olarak kullanılan "hyaluronik asit" aslında bütün
canlılarda bulunan doğal bir maddedir. Sıklıkla göz ve eklem hastalıklarında da kullanılmaktadır.
Biz kliniğimizde bu amaçla farklı özellikleri olan ürünler kullanmaktayız.

Dolgu maddeleri nasıl etki eder?
Dolgu maddeleri kullanılacakları bölgeye ve derinliğe göre seçilir. Küçük partiküllü ürünler
daha ince çizgilerde, büyük partiküllü ürünler ise daha kalın çizgilerde kullanılır.
Enjeksiyonu takiben dolgu maddeleri vücut dokularıyla birleşir. Doğal bir şekilde oksijen, hormon
ve besleyici elementlerin geçişine izin verir. Sağlıklı ve doğal bir görünüm sağlar. Bir süre sonra
normal biyolojik süreçlere bağlı olarak yıkılır ve vücuttan atılır.
Dolgu maddeleri nerelerde kullanılmaktadır?
? Akne sivilce skarları
? Dudağın dolgunlaştırılması ve konturunun düzeltilmesi
? Göz çevresinde "kaz ayağı bölgesi"ndeki kırışıklıklar
? Ağız çevresindeki kırışıklıklar
? Alın kırışıklıkları
? Yüz kontürünün düzeltilmesi
Dolgu maddeleri kimlere uygulanmaz?
? Gebelerde ve emzirenlerde
? 12 yaş altındakilere
? Alerji tanısıyla immünsüpresif tedavi uygulananlara uygulanmaz.
? Ayrıca, aktif enfeksiyon ve inflamasyon bölgesine enjekte edilmez.
Dolgu maddeleri nasıl uygulanır?
Enjeksiyondan 30 dakika önce lokal anestezik krem uygulanır. Dolgu maddeleri çok ince
iğnelerle cilde enjekte edilir.
Hastada çok az bir rahatsızlık hissi oluşabilir.
Tedavi süresi ortalama olarak 20-30 dakikadır. Tedavi basit ve güvenlidir. Sonuçlar hemen görülür.
Dolgu maddelerinin yan etkileri nelerdir?
Enjeksiyon bölgesinde geçici şişlik,kızarıklık, ağrı, kaşıntıolabilir.
Maddelere bağlı alerji riski yok denecek kadar azdır (Ortalama 2000 hastadan 1'inde olabilir) ve bu
etki geçicidir.
Dolgu maddelerinin etkisi ne kadar sürer?
Dolgu maddesinin kalıcılığı hastaya ve kullanılan maddeye göre değişir. Hastanın cildi, yaşı
ve yaşam şekli önemlidir. Maddelerin kalıcılığı 9-24 ay arasında değişir.
Tekrarlayan enjeksiyonlarla süre uzatılabilir.
|
|
|
|
| |
|
|